İMO’dan Dikkat Çekici Soru: 'Neyi Bekliyorsunuz?'
Haber Kategorisi: Gaziantep

İMO’dan Dikkat Çekici Soru: 'Neyi Bekliyorsunuz?'

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Bulut, ülke genelinde yapı stoku envanterinin çıkarılması için herhangi bir çalışma yapılmamasına tepki gösterdi. Bulut, “Neyi bekliyorsunuz? Yapı stoku envanterinin çıkarılması ve riskli yapıların belirlenmesi için yeni bir felaketin kapımızı çalmasını, binlerce insanımızın daha enkaz altında kalmasını mı bekliyorsunuz?” diye sordu.

İMO Genel Merkezi’nin yapı stoku envanterinin çıkarılması ile ilgili çağrısını kamuoyu ile paylaşan İMO Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Bulut, kentleri depreme dirençli hale getirmenin önemine dikkat çekerek, “Aynı büyüklükteki iki depremden birinin binlerce can kaybına yol açarken diğerinin yalnızca kısa süreli yaşam kesintilerine neden olması, sadece fayların farklı davranmasından değil; kentlerin ne kadar bilinçli planlandığından, yapı stokunun ne kadar iyi tanındığından ve risklerin ne ölçüde yönetilebildiğinden kaynaklanmaktadır” dedi.

Deprem güvenliğinin mühendislik disiplininin konusu olduğu kadar, aynı zamanda kamu yönetiminin, kent planlamasının ve kamu yararını esas alan yönetim anlayışının en temel sorumluluklarından biri olduğunu belirten Bulut, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

6,8 MİLYON RİSKLİ KONUT

“Dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı tarafından ülkemiz  genelinde 6,8 milyon  riskli konut  olduğu  belirtilmiş olmasına rağmen resmi veri olarak   mevcut yapı stokuna ilişkin temel bilgilere bütüncül ve güvenilir biçimde sahip değiliz. Birçok yapı için; projelerinin arşivlerde bulunup bulunmadığını, hangi deprem yönetmeliğine göre tasarlanıp inşa edildiğini, kullanılan malzemenin niteliğini, taşıyıcı sistemine sonradan müdahale edilip edilmediğini, güçlendirme işlemi görüp görmediğini, yapı kayıt belgesine sahip olup olmadığını ve bu belgenin hangi aykırılığı kapsadığını, mevcut kullanımının ruhsat ve projeleriyle uyumlu olup olmadığını, ve en önemlisi de olası bir tasarım depremindeki performansını çoğu zaman kesin olarak bilemiyoruz.

Ülkemizde milat olarak kabul edilen 17 Ağustos 1999 Depremi’nde denetim ve uygulamadaki yetersizlikler bizzat kanun koyucular tarafından kabul edilmiş, mevzuatta ve deprem yönetmeliklerinde köklü değişikliklere gidilmiştir. Fakat kağıt üzerinde kusursuz görünen yönetmelikler, rant odaklı imar afları, ticarileşen yapı denetim sistemleri ve liyakatten uzak uygulamalarla defalarca delinmiş ve bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikaların faturası  her depremden sonra olduğu gibi, son olarak yaşadığımız 6 Şubat Depremleri’nde on binlerce yurttaşımızın canıyla, yüz binlerce binanın yıkılması ve ağır hasar almasıyla en ağır şekilde ödenmiştir.

Başta Anayasa olmak üzere mevcut mevzuat gereği; deprem riskine karşı tedbir almak, riskli yapıları ve afet riski olan bölgeleri belirlemek, riskli yapıların risk durumuna göre güçlendirilmesini ya da yıkımını sağlayarak güvenli ve sağlıklı yaşama çevreleri teşkil etmek devletin asli ve devredilemez görevidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de 3 Aralık 2024 tarihli kararıyla bu hususu açıkça vurgulamış, devletin yurttaşların yaşam hakkını koruma ve denetim sorumluluğunu en üst perdeden hatırlatmıştır. Bu çerçevede de yapı stoku envanterinin çıkarılması; anayasal ve kamusal asli bir sorumluluktur.

Ayrıca 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Türkiye Afet Risk Azaltma Planı (TARAP) ve İl Afet Risk Azaltma Planları (İRAP) birlikte değerlendirildiğinde; mevcut yapı stokunun bilimsel yöntemlerle ortaya konulması, izlenmesi ve sürekli güncellenmesi herhangi bir kurumun tercihine bırakılabilecek teknik bir faaliyet değil; başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile AFAD olmak üzere yerel yönetimler, ilgili kamu kurumları, üniversiteler ve meslek kuruluşlarının eşgüdüm içinde yürütmesi gereken temel bir kamu görevidir.

Deprem riskini azaltmak ve depreme karşı dirençli bir toplum yaratmak için AFAD tarafından Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı (UDSEP 2012- 2023) hazırlanmıştır. Bu rapora göre 2017 yılına kadar ülkemizdeki yapı stokunun envanterinin çıkarılıp bunlara müdahale edilmesi gerekmekteydi. Ne yazık ki 2026 Türkiye’sinde eski yönetmeliklere göre inşa edilen, mühendislik hizmeti almayan, denetimsiz değişikliklere uğrayan, kaçak eklentiler yapılan veya imar aflarıyla kâğıt üzerinde yasal hale getirilen milyonlarca yapının gerçek durumu  hala bilinmemektedir. Daha vahimi, hangi yapıların ne ölçüde risk taşıdığına ilişkin ülke çapında güvenilir ve bütüncül bir veri tabanı bulunmamaktadır

27 yıldır adım atmayan, sorumluluğu birbirine atan ve kamusal denetimi hiçe sayanlara sormaktayız: Yarın yaşanacak bir depremde yıkılan binaların, kaybedilen canların sorumlusu kim olacak? Doğa mı, kader mi, yoksa bilimin ve tekniğin uyarılarına kulak tıkayan idareciler mi? Yaşadığımız her depremin sonuçlarını kadere bağlamak, sorumluluğu doğaya yüklemek, bilimin ve mühendisliğin uyarılarını görmezden gelmek artık bir ihmal değil, açık bir tercihtir. Bu nedenle İnşaat Mühendisleri Odası olarak aşağıdaki hususların gecikmeksizin hayata geçirilmesi gerektiğini kamuoyunun ve yetkili kurumların dikkatine sunuyoruz:

Merkezi yönetim başta olmak üzere ilgili bütün kamu kurumları; derhal harekete geçmeli, Türkiye’nin yapı stoku envanteri, ülke çapında başlatılacak bir kamu programıyla ivedilikle çıkarılmalı yapıların risk durumları belirlenerek güçlendirme, yenileme ve tahliye süreçleri için açık, net bir önceliklendirme ve takvim süreci oluşturulmalıdır.

Yapıların tüm yaşam döngüsünü kapsayan, merkezi idare ile yerel yönetimlerin ortak kullandığı sadece verilerin işlendiği değil yapıların güvenliğinin de takip edildiği “Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi” oluşturulmalıdır.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, AFAD, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, belediyeler ve diğer ilgili kurumların yapı verileri ortak standartlar çerçevesinde entegre edilmelidir.

Yapı stoku envanteri çalışmaları proje bazlı uygulamalar olmaktan çıkarılmalı; mevzuatla tanımlanmış, sürekli güncellenen ve kamu kaynaklarıyla sürdürülen bir kamu hizmetine dönüştürülmelidir.

Mevcut yapı stokunun risk öncelikleri bilimsel yöntemlerle belirlenmeli; güçlendirme, dönüşüm ve afet risk azaltma politikaları bu verilere dayanılarak oluşturulmalıdır.

Yapı stoku envanter çalışmalarına esas oluşturulan sonuç raporlarından elde edilen verilere göre öncelikli olan binaların dönüşümüne veya güçlendirilmesine yönelik izlenecek süreç net olarak tanımlanmalı, finansal ve hukuki sorunların çözümünde kamu desteği sağlanmalıdır.

Yapı kayıt belgesi bulunan yapıların hangi aykırılıklar nedeniyle kayıt altına alındığını gösterecek veri altyapısı oluşturulmalı; taşıyıcı sistemi etkileyen müdahaleler öncelikli olarak değerlendirilmelidir.

Yapı envanteri çalışmalarında üniversitelerin, meslek odalarının ve ilgili uzmanlık kuruluşlarının bilgi birikiminden kurumsal olarak yararlanılmalı; süreç bilimsel esaslar doğrultusunda kamucu bakış açısıyla yürütülmelidir.

Üretilen veriler kamuoyu ile paylaşılmalı; bilimsel çalışmaların ve risk azaltma politikalarının geliştirilmesi desteklenmelidir.

Yapı stoku envanteri projelerinin sürekli eklenen/dönüşen binalardan ötürü dinamik bir sistem olduğu gözden kaçırılmamalı, ‘Periyodik Yapı Kontrolü’ sistemi hayata geçirilerek ‘Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi’nin bir parçası olmalıdır. Binaların tadilatları, kullanım amaçlarında değişiklik olması hali vb. her türlü müdahale ciddiyetle kayıt altına alınmalıdır.”