Gaziantep Üniversitesi TRSM’nin Kapatılmasına İlişkin Basın Açıklaması: 'Kriz Kurul Tarafından Yerinde İncelensin'
Haber Kategorisi: Gaziantep

Gaziantep Üniversitesi TRSM’nin Kapatılmasına İlişkin Basın Açıklaması: 'Kriz Kurul Tarafından Yerinde İncelensin'

Gaziantep Üniversitesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin (TRSM) kapatılmasına ilişkin bir dernek tarafından yapılan yazılı basın açıklamasında, sürecin hukuka, etiğe ve rızaya aykırı biçimde yürütüldüğü öne sürüldü.

Açıklama, dernek yönetim kurulu başkanı Serpil Acıoğlu imzasıyla 29 Eylül 2026 tarihinde Yeşilsu’da kamuoyuna duyuruldu.

Açıklamada, merkezin kapatılmasıyla Gaziantep’in “ruhsal engellisi üniversitesinden kovulan kent” konumuna geldiği ifade edildi. Üniversitenin 3 Haziran 2026 tarihli iç yazışmasında, TRSM yönergesine aykırı olarak fiziki imkân yetersizliği nedeniyle aktif hizmet sunulamadığının Sağlık Müdürlüğü’ne bildirildiği; buna karşın Vali Yardımcısı İlker Eker imzalı 8 Haziran 2026 tarihli CİMER cevabında dokuz aylık bir tadilat sürecinden söz edildiği belirtildi. Aynı cevapta bilgi çelişkileri bulunduğu ve 2024 yılına ait “Gel sen vali ol, müdür ol!” üslubuna yeniden atıf yapıldığı ileri sürüldü.

Derneğin 17 Ağustos 2026’da Gaziantep Üniversitesi Yönetim Kurulu’na yaptığı ve Anayasa, Engelliler Hakkında Kanun ile Kişisel Verileri Koruma Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuat ihlallerini bildirdiği dilekçeye, 21 Ağustos 2026 tarihli cevapta “tadilatla ilgili herhangi bir teknik hazırlık, ödenek ve idari sürecin tamamlanmadığı, bunun TRSM’nin kapandığı anlamına gelmediği”nin ifade edildiği aktarıldı. Açıklamada bu ifadelerin “aktif-ruhsat, pasif hizmet çelişkisi” oluşturduğu ve kurumlara bildirilen dokuz aylık tadilat sürecinin usule aykırı olduğunu gösterdiği savunuldu. “Tadilat başlamadıysa neden engellileri gönderdiniz; resmi belgelerde tadilat yazdıysanız neden tadilata başlamadınız?” soruları yöneltildi.

Açıklamada ayrıca Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Mikail Özdemir’in görüşmede ve CİMER üzerinden verdiği resmi cevapta TRSM’nin açılacağını ve TRSM İl Koordinasyon Kurulu kararlarının uygulanmamasının ilk kurul toplantısında gündeme geleceğini belirttiği; ancak TRSM İl Koordinasyon Kurulu Koordinatörlüğü’nün Vali Yardımcıları Görev Şeması’ndan çıkarılmasıyla kurulun tasfiye edildiği öne sürüldü.

“Rehabilitasyon hizmeti tadilat gerekçesiyle kesilemez”

TRSM Yönergesi’nde geçen “ağır ruhsal bozukluk” ifadesinin Engelliler Hakkında Kanun’daki hukuki karşılığının “ruhsal engel” olduğu vurgulanan açıklamada, yönergede hizmetin rehabilitasyon niteliğinin açıkça belirtildiği kaydedildi. Rehabilitasyonun kişinin tanısına, tanının derecesine ve oluşturduğu kayba göre bireysel düzenlendiği, bu nedenle hizmet sonlanma şartının kişi temelli olduğu ifade edildi. Kamu hizmetinin kesintisizliği ilkesi gereği hayali ya da gerçek bir tadilatın hizmetin ortadan kalkma gerekçesi olamayacağı savunuldu.

Ruhsatta belirtilen kazanılmış hakların anayasal güvence altında olduğu ve devletin bu haklar üzerinde denetim, gözetim ile yaptırım yetkisi bulunduğu belirtilen açıklamada, danışanların doktorları, hizmet verenleri ve diğer danışanlarla birlikteliğinin de kazanılmış hakkın sonucu olduğu dile getirildi. Bu kapsamda üniversitenin tadilat sürecinde kurum içinde geçici bir yer göstermesi gerektiği, hiçbir kurumun kişileri rızası dışında başka yerde tedavi almaya zorlayamayacağı ifade edildi. TRSM’lerin poliklinik değil rehabilitasyon merkezleri olduğu için bölge ve kapasite sınırı bulunduğu, üniversitenin kamu TRSM’lerine müdahale edip yönlendirme yapamayacağı, bunun hem yetki hem de hak gaspı anlamına geldiği öne sürüldü. Sürecin ayrıca engelliler açısından önemli bir erişilebilirlik krizi oluşturduğu belirtildi.

Takip edilen süreçler ve talepler

Açıklamada, hukuk, etik ve rıza dışı sürece ilişkin yapılan suç duyurusu, Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca’nın meclis soru önergesi, YÖK’ün yeniden başlattığı inceleme süreci, İçişleri Bakanlığı’ndaki idari soruşturma talebi, TİHEK’in karar süreci ile tüm kurumlar nezdinde yapılan ihbar ve taleplerin takibinin sürdüğü bildirildi. İlgili bakanlıklar ve kurumlar nezdindeki çalışmaların tamamlandığı, yeni aşamada kendilerinden Sosyal Politika Önerisi Raporu talep eden T.C. Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikalar Kurulu’nun iradesinin beklendiği kaydedildi.

Dernek, TRSM’nin bir an önce yeniden açılmasını, krizin kurul tarafından bizzat yerinde incelenmesini, tasfiye edildiği belirtilen TRSM Kurulu’nun yeniden kurulmasını ve konunun bizzat Cumhurbaşkanı’na iletilmesini talep etti. Ayrıca kuruldan ve YÖK’ten, BM Engelli Hakları Sözleşmesi, Engelliler Hakkında Kanun ve 2030 Engelsiz Türkiye Vizyon Belgesi gereği Gaziantep Üniversitesi’nin krizin başlangıcından çözümüne kadar Engelsiz Üniversite Ödülleri’nden men edilmesi istendi.

“İdari özerklik, idari serbestlik değildir”

Açıklamada, Gaziantep Üniversitesi’nin idari özerkliğini “idari serbestlik” olarak tanımlayıp hukuka, tıp ve kamu etiğine aykırı idari kararlar veremeyeceği belirtildi. “Devlet karışmaz” söyleminin doğrudan devletin egemenlik hakkına yönelik bir söylem olduğu savunuldu. Hiç kimsenin ruhsal engelli ve yakını olunca ya da üniversiteye girince devletin vatandaşlığından çıkmadığı, vatandaşların anayasal güvence altındaki kazanılmış haklarının tek taraflı idari tasarrufla değiştirilemeyeceği, sınırlanamayacağı ve ortadan kaldırılamayacağı ifade edildi.

Üniversitenin usul dışı belirttiği dokuz aylık tadilat süresinin dolduğu ve binada herhangi bir tadilat yapılmadığı öne sürülen açıklamada, üniversitenin “asılsız beyanı” ile tadilat bildiren kurumlar adına Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ile YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’dan TRSM’nin açılış tarihini kamuoyuyla paylaşmaları talep edildi.

Ek açıklama: Osmaniye’deki öğretmen cinayeti

Açıklamanın ek bölümünde, Osmaniye’de hayatını kaybeden öğretmen Mehmet Bilgili’ye Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı dilendi. Olayın haberleştirilmesine ilişkin Osmaniye Valiliği’ne bilgi notu iletildiği ve tarafından hemen dönüş yapıldığı belirtilerek Vali Mehmet Fatih Serdengeçti’ye teşekkür edildi.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenilen bölümde, ruhsal engellilerin hastalıklarından bağımsız olarak herhangi bir nedenle cinayet işleyebileceği, bu durumda cezai ehliyetlerinin bulunduğu ve hastalıklarıyla nedensellik kurulamayacağı ifade edildi. Atak dönemi kaynaklı bir fiil işlenmesi halinde kişinin gerçeklik algısını kaybettiği, gerçek nedenin tam olarak öğrenilemeyeceği, bu nedenle durumun yalnızca “ruhsal nedenli” olarak ifade edilmesi gerektiği belirtildi.

Ruhsal nedenin kaynağı olarak “şizofreni, bipolar, psikoz” gibi hastalık adlarının söylenemeyeceği vurgulanarak, bunun bir hastalık nedenselliği değil yönetilmesi gereken bir atak dönemi riski olduğu, hastalığın kişisel veri niteliği taşıdığı ve kişi iradesi dışında açıklanamayacağı kaydedildi. Hastalık vurgusu yapıldığında olayın kişisellikten çıkarılıp cinayet ile hastalık arasında nedensellik kurulduğu ve tüm ruhsal engellilerin damgalandığı ifade edildi. “Hiçbir ruhsal hastalık, öldürme hastalığı değildir” denilen açıklamada, ruhsal engellilerin atak sırasında cezai ehliyetleri bulunmadığı için meydana gelen ölümlerin sorumluluğunun kendilerine değil devlete ait olduğu savunuldu.

Atak sırasında yaşanabilecek şiddet olaylarının büyük oranda öngörülebilir ve önlenebilir olduğu, evrensel hukukta öngörülebilir ve önlenebilir hiçbir ölümün sorumsuzluğunun bulunmadığı belirtildi. Damgalamanın sosyal şiddet olgusu olarak ruhsal engelliler ile yakınlarının can, hukuk ve onur güvenliğine yönelik tehdit oluşturduğu, hukuki karşılığının nefret ve ayrımcılık suçu olduğu ifade edildi. Bu nedenle ruhsal engellilik kaynaklı olayların evrensel insan hakları ve basın etik ilkelerine uygunlukla ifade edilmesi gerektiği vurgulandı.