Uzun zamandır yazmıyorum yazamıyorum doğrudur.
Ama bu durum bana ne kadar fark edildiğimi ya da fark edilmediğimi göstermesi bakımından iyi oldu.
Bir kere anladım ki yazılarım ya okunmadığından ya da başka nedenlerden sanırım yeterli ilgiyi görmedi.Bu durum emeğim boşa mı gidiyor duygusuna kapılmama yol açtı. Aradan neredeyse bir yıl geçtiği halde, yazını neden değiştirmiyorsun eleştirileri çoğalmaya başladı.Hııııı demek ki yazılarıma gözatan , yeni yazı yayınlamadığımı fark edip bunun için beni eleştirenlerin sayısı benim tahminlerimden öteye geçtiyse okurlarıma haksızlık ettiğimi anlamalıyım diye düşündüm.
Evet yazmak eyleminden uzak kaldığım doğrudur.Nedeni sadece yukarıda belirttiğim şeyler değil , başka şeylerde var.Örneğin yeteri kadar okuyamaz oldum. Yoğunluğum öylesine arttı ki elektronik postalarımı bile haftada bir açıp içinden acil ve önemli olanlarını okuyabiliyorum. Bir başka sebep bu yaşta kafam karışıyor; Bizim kuşak istismarların , sömürülerin bu boyutlarını , bütün değerlerin bu denli tuz buz olacağını belki teorik olarak söylüyordu ama ne yalan söyleyeyim bu yozlaşmaya bu kadar yakından tanık olacağımızı şahsen ben düşünemedim. Çünkü biz çok daha güzel bir dünyanın kurulması için düşlüyor ve onun için mücadele ediyorduk. O azim ve inanmışlıkla daha bağımsız daha özgür bir hayatın daha düzeyli daha yiğit daha onurlu bir yaşamın her geçen gün daha da çoğalması için çalışıyorduk. Topumun her geçen gün biraz daha aydınlandığını , aydınlandıkça da kendisine olan saygının artacağını varsayıyorduk. Nereden bilebilirdik uyşturucu yaşının 12 -13‘lere , fuhuş yaşının 14 – 15’lere inebileceğini…Nereden bilebilirdik aş evlerinin önündeki kuyrukların her geçen gün daha da uzayacağını..Ne yazık ki doktor yerine hoca , üretmek yerine şans oyunlarına koşanların sayısı maalesef katlanarak çoğaldı.
Hasılı gerekçe çok. O gerekçeleri yazmanın bile bir kaç köşe yazısına sığacağını sanmıyorum….
Dünya krizi var , çok yazılıp çok söyleniyor ama kimse savaşların afetlerin ve krizlerin her zaman olduğu gibi çocukları , kadınları ve yoksulları vurduğunu söylemiyor. Önümüzdeki süreçte de yazacağım. Şimdilik sizlerle arkadaşımın gönderdiği bir elektronik postayı paylaşmak istiyorum.
Kısa zamanda sık aralıklarla yazma sözü vermiyorum ama yazacağıma söz veriyorum.
_____________________________________________________
Biraz uzun ama güzel bir öykü... Okumalısınız bence... Ders gibi..!
*** Çin düşünürü Lao Tzu'nun çok sevdiği bir öyküdür...
Hayatın küçük bir parçasına bakıp bütünü hakkında karar vermemek
için mutlaka okumalısınız:
Bir köyde ihtiyar bir adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere destan
bir beyaz atı yüzünden kral bile onu kıskanırmış.. Kral at için ihtiyara
neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
-"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış
-"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi...
Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın....
Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..
İhtiyar:
-"Karar vermek için acele etmeyin. Sadece "At kayboldu" deyin...
Çünkü gerçek bu..Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar...
Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz...
Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.
Arkasının nasıl getireceğini kimse bilemez.." demiş...
Köylüler ihtiyar adama kahkahalarla gülmüşler.
Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş..
Dağlara gitmiş kendi kendine... Ve dönmüş gelmiş yine sahibinin evine...
Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş...
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler....
-"Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta
bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.." demişler...
İhtiyar sakin bir ses tonuyla ;
-"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin... Bilinen gerçek sadece bu... Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.
Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur
okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.." demiş etrafındakilere...
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden ;
-"Bu herif sahiden bunamış.." diye geçirmişler..
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın
tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi
uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.....
-"Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını
uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok..
Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..
İhtiyar ;
-"Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz... O kadar acele etmeyin.
Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu... Ötesi sizin verdiğiniz karar...
Ama acaba ne kadar doğru..? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan
sonra neler olacağı size asla bildirilmez.." diye cevaplamış eleştirileri...
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış...
Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye
gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar...
Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş...
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.....
-"Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç
değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler...
Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."
İhtiyar etrafındakilere ;
-"Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler
bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler
askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu
sadece Allah biliyor." demiş.
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz.
Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.
Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile
gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü
gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla
sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası
açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta
olduğunu görürsünüz..........." |